İnsana Evrim

Evrim bu dünyadaki en gerçek şeylerden biri. Hayat, canlıların önüne aşması gereken bir takım engeller – fırsatlar- çıkarıyor. Canlılar güzelleşiyor, değişiyor. Birbirinden farklı milyonlarca, akıl almaz güzellikteki hayat formu kısa bir süre için dünyada beliriyor ve yok oluyor.

Bu hayat formlarının özde bir olduklarını görebiliyorum. Kocaman bir okyanusun farklı yerlerindeki damlalarıyız. Sonsuz, akılalmaz bir zekanın güzel, biricik eserleriyiz. Kemiklerimizde, kanımızda, iç güdümüzde, bilincimizde bitki ve hayvan atalarımızın bilgeliğini taşıyoruz. Yaratıcı, bize böyle engin bir kaynak bahşettiği için minnettarım.

Ben eskiden ayaklarım yere basmadan yürürdüm. Hala böyle yürüdüğüm günler çoğunlukta. Ama bazı günler ayaklarım yere bastığında görünmez kökler dünyanın en içine uzanıyor, oradan bir şeyler alıp getiriyor. Ciğerlerimden geçip burnumdan çıkıyor, dünyaya geri veriyorum o şeyleri.

Bitki ve hayvan atalarımız an be an uyanıktılar. Hala öyleler. Hayat kendilerinden ayrı değildi ve değil. Biz yürürken yere basmadığımızda – yani farkındalıkla yaşamadığımızda – hayatı ayrı, kendimizi ayrı görürüz. bir hikayeler yumağı içinde – sıfır boşluk – ile sürekli meşgul, rüyada gibi çok gerçekçi ama rüyadan öteye geçemeyen bir yavanlıkta saniyeler, dakikalar, günler akar gider. Gerçekten varlık gösteremedeğimiz mutlu olaylar, mutsuz olaylar birbiri ardına rüya gibi geçip giderler.

Farkındalık denizinde yüzmeye başlayınca ise bir gün bir ömür gibi gelir insana. Bu son cümlemi çok abartı mı buldunuz? Ben bütün dikkatimi şimdiki an’a verdiğim – geri düşüp – dikkatimi tekrar tekrar geri topladığım, en önemli önceliğimin mevcudiyet olduğu aylar boyunca, ne hissettiğimi, nasıl hissettiğimi kelimelerle anlatamam sanıyorum. Meditasyon yaparken gözlerimden yaşlar süzülüyordu çoğu zaman. An’daki hafifliği hissettiğim için. Tenim, organlarım yokmuşçasına hafif hissettiğim için. Gövdemdeki huzurlu boşluğu maddeleştirebildiğim için.

Evet, çoğu insan bir boşlukta olduğunu, bu boşluğu doldurmak için tüm ömrümü arayışta geçirdiğini söyler. Aslında sadece taze bakmayı bilmeyen gözlerimiz, hissedemeyen kalplerimizin aradığı şeyin o boşluk olduğunu görmüyoruz.

Oysa ki hayat ve hayatın içindeki her şey bu boşlukta vuku bulabilir. Eğer içinde canlı bir boşluk yoksa ölmüşsün demektir. İçimizdeki o canlı boşluk olmazsa uyur gezerden farksız, kafamızdaki hikayelerle özdeş, bir hayalet gibi geçeriz bu dünyadan. İçimizdeki o boşluğu bulduğumuzda ise, canlı olmaktan kaynaklı bir neşe, umut doğar güneş gibi.

Benim tam gövdemde, kalbimin altında, midemin üstünde hissettiğim o boşluğun adı “şimdi”. Korkuna, öfkene, nefretine sarılmadığında, çok zor bir durumla kafa kafaya yüzleştiğinde, sığındığın yer; teslim olduğun yer “şimdi”. Yani hayatın kendisi. Hayatın içinde kaçılacak yer kafamın içindeki korkular, hikayeler, sanrılar, planlar değil. Teslim olacağım yer şu an. Tüm aklımdan geçenler ve hissettiklerimin farkında – bir ağaç gibi uzun ve dingin – şu anın içinde her ne varsa o. Bir ağaç gibi dedim, çünkü ağaçlar ve bitkiler bana hep ilham verir; büzüşmeden, içine çekilmeden, küçülmeden, yaz kış güneşe uzatırlar dallarını ağaçlar. O zaman ben de omuzlarımı, dişlerimi sıkmadan, kendimi bunaltmadan, utanmadan, perdeleri kaldırarak, tüm çıplaklığıyla şimdi burada ne varsa onunla rahat edebilir, onu kendime basamak yapabilirim. Kışın yapraklarımı verebilirim. Dökülmesi gerekenleri dökebilirim.

Bu yaklaşım insan olma yolundaki belki de son evrim. Bilincimizin bir güneş ışığı kadar canlı, diri, şeffaf ve temiz olması. Bilinci düşünen, yargılayan zihne teslim etmeden, izleyerek, temiz bir algı ile, baktığında gören gözlerle, farkındalıkla yaşamak.

Ego sazı eline aldığında izleyebilirsem, izlediğimi fark eden farkındalık olabilirsem işte o zaman evrenin en uzak noktasındaki taşı, boşluğu içine alabilecek kadar engin olurum. Yani gerçekte olduğum şey olurum. Sonsuz güç akar içime. Her şeyin üstünde yükselebileceğim bir güç. Bu gücü içimde hissettiğim inziva aylarından sonra şimdi sık sık kendimi yargılarken buluyorum kendimi.

Meditasyonu atladığım günler, yaptığım günlerden fazla. Anda kalma becerim sanırım yok olmak üzere. Hepsinin farkındayım. Son birkaç aydır yoğun çalışma temposunda yine o yere basmadan yürüdüğüm, uyuduğum günlerdeyim. Kendimi sık sık uyandırmaya çalışsam da bilinçli bir nefes dahi almadan saatler geçirdiğimi fark ettiğim rüya günlerdeyim. Korku ve kızgınlıkla fark ediyorum.

Sanırım bunların hepsi büyük resmin bir parçası. İki uçurumu da biliyorum. Hayatla bir olunca tenimden özgür olan ruhumu, onun sınırsız güzelliğini ve buna karşılık dış dünyaya ve geçici olana kapılmış, stresli, büzülmüş bedenimi (içinde ruh yokmuş gibi yaşayan).

Öğrenmek, seçmek, dönüşmek bunlar zamanla olan şeyler. Kendime zaman tanıyorum. Yaklaşık bir yıl önce yeni yıla girerken evrensel bilincin, bilincimde çiçekler açmasını dilemiştim. Bilinç seviyemizde köklü bir dönüşüm olmadıkça, kirli bir pencerenin arkasından baktığımızda tozlu gördüğümüz dünya gibi olacak her şey.

İnsan yalancı bir gerçekliğe kendisini çok uzun süre kaptırdığında tek gerçek oymuş gibi gelir ya hani, başka türlüsü mümkün değilmiş gibi. Bilinç seviyemizde, iç dünyamızda bir dönüşüm olmadıkça başka türlüsü gerçekten mümkün değil. Geçmişi, aynı hataları sonsuz sayıda tekrarlamaya mahkum, çaresiz canlılar olarak ömrü tamamlamaktan başka yol yok bu durumda. İnsan olamadan, belirip yok olmak gibi.

Önce boşluğa, sadeliğe, öze yer açmak lazım hayatlarımızda. Çok yavaşlamak, hatta durmak, izlemek, anlamak ve seçmek. İnsan olma yolunda, evrimin son noktasında – bence – ihtiyacımız olan tek şey bu.

no mud, no lotus
Photo by Ylanite Koppens on Pexels.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s