Uncategorized

Dünya ile oynayalım mı? (1)

Geçen gün eşimle mutfakta yemek yapıyorduk. Ben sanırım çıkan bulaşıkları hızlıca yıkarken eşim de sebzeleri doğruyordu. O anın tadını çıkarmak, beraber vakit geçirmenin güzelliğini an be an yaşamak yerine koşullanmış zihnime kapılıp gerilim yarattığımı eşimin uyarısıyla fark ettim.

Ben anneme gittiğimde bir şey yaparken bana hep karışır annem. Anneler ❤️ “Daha küçük doğra, suyunu şimdi ekle. O olmadı.” Zaten saniyesinde yapacak olduğum bir şeyi sanki bilmiyormuşum gibi hatırlatırdı. Kızardım. “Anne ne yapacağımı biliyorum. Sen biraz rahatla, beni izleme. Anne!”

Aylardır kendimle çalışıyorum. Mevcudiyet geliştirme, an farkındalığı, kendimi bilme konusunda ilerledim. Egomu tanımaya, egonun oyunlarını, değişkenliğini, akışkanlığını, halden hale geçişlerini izlemeye, anlamaya, kendimi daha yakından tanımaya başladım. Ama o gün mutfakta yemek yaparken orada değildim. O anda koşullu zihnim konuşmaya başladığında, bilincime uyanık olsaydım bulaşık yıkarken gözüm sürekli eşimin yaptığı işe kaymazdı. Kontrol etmezdim. Ona sürekli şöyle yaptın mı böyle yaptın mı diye sormazdım. Hem istediğim gibi doğramasa da ne olurdu ki? Sonra, bana iş yaparken çok karışıyor diye annesine kızan kimdi?

Bu çok minik bir örnek. Başkasında eleştirdiğimiz ne varsa bizde de var. Bilinçsiz istemsiz bir çekimle koşullu zihnin buyruğu altına giriyoruz her an. Zihnin tek filtresi geçmiş. Şu an da yaşamayı bilmiyor. Yaşamıyor. Pratikle biz onu eğitmezsek hiç de bilemeyecek. Yaşadığımız her deneyim, her etkileşim zihnimizde bir koşullanma olarak kaydediliyor. Taze gözle bakamıyoruz, her taze anda. Eğer bunu istemezsek.

Eğer hemen eşim uyardığında uyanmasaydım o gün; anneme nasıl bana karışmamasını söylediğimde bana kızıp darılıyorsa, tek yapmaya çalıştığının bana yardımcı olmak, doğrusunu göstermek olduğunu sitemle karışık söylüyorsa ve ben de karşılık olarak oflayıp pufluyorsam o gün bu sahneyi eşimle yaşayabilirdik. Ben ona yardım etmeye çalıştığımı söylerdim. O da bana kızardı. Çünkü ego, hep haklı olmalı. Hep onun istediği gibi doğranmalı sebzeler. En iyisini hep o bilir. Her ego böyle düşünür. Bilinçsiz bir koşullanmayı uyur gezer gibi yaşarız çünkü. O koşullanmayı hep güçlendiririz, o da ne yapsın hep gelir hep oradadır.

Böyle anlarda kızmak darılmak yok. O ezbere sahneyi, egomun kendini koruma dürtülerini gördüm ve serbest bıraktım. “Haklısın.” Dedim eşime, “sen nasıl yapacağını zaten biliyorsun.”

Bıraktım gitti. O ezbere patternleri böyle serbest bırakacağız. Göreceğiz. Kızmadan, yargılamadan, yüzde yüz mevcudiyetle serbest bırakacağız. Koşullanmanın dürtüsünün gerektirdiğini değil, başka bir şeyi seçeceğiz. İyiliğimize hizmet eden. Özgürlüğümüze hizmet eden bir şeyi.

Bu her gün her an böyle. Koşullanmış bir zihinle yaşamak böyle. Biz insanız, o bizim bir parçamız. Hem de değerli bir parçamız. Öğretmenimiz. İlk zamanlarda zor gelecek arkadaşlarım. Ama size bir şey söyleyeyim mi, insan olmak tam olarak bu demek bana göre.

Dünya ile oynayabilmek için önce kim olduğumuzu bilmemiz gerek. Zihnimizi anlamamız gerek.

Meditasyona hâlâ başlamadınız mı?

Hadi o zaman buna bir şans verin. Sevgiyle ❤️

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s