Uncategorized

Hayatımızın başrolünde: Ego

Ego. Kırılgan, varlığını unuttuğumuz bu yüzden de bilincimizin neredeyse tamamını arka planda kullanan ego. Telefonda ya da bilgisayarda çok fazla sayfa açık kaldığında hızla tükenen şarj gibi, ego da derinde ve özünde hep mutlu ve huzurlu olan benliğimizi sürekli aktivitesi ile sömürür.

Biri ile konuşurken çok kısa sürede bir fikir ayrılığı yaşamamız normaldir değil mi? Bu fikir ayrılığını şahsımıza yapılmış bir hakaret ya da tehdit gibi algıladığımızı ve “otomatik” olarak hemen savunmaya geçtiğimizi fark edebiliyor muyuz? Çoğu zaman fark edemiyoruz. Alınıyoruz, kırılıyoruz. Üstelik konu burada da kalmıyor. Kafamızda bir ses bize ne kadar haksızlık edildiğini tekrar edip durabiliyor ya da yargılayabiliyor: “Şunu da diyebilirdin!”

Bilinçsizce yaşam enerjimizi “gözlemlenmemiş zihin” ego’ya teslim ediyoruz. “Ben” dediğimiz şey bu kadar kırılgan mıdır? Basit bir fikir ayrılığından nasıl ve neden bu kadar etkilenir? Bilincimizi uyandırmadığımızda, o; sonsuz kaynaktan aldığı yaşam enerjisinin tamamını ego’nun tekrarlayan beyin aktivitelerine harcar. Farkında bile olmayız. Aynı şeyleri otomatik pilotta tekrar edip dururuz.

Çok eskiden belki çocukken ebeveynimizin bizi korumak için verdiği bir “hayır” cevabını bunu analiz edip benim iyiliğim için hayır dedi şeklinde algılayamadığımız için bir “değersizlik” duygusu yerleşir içimize. Ne yazık ki. Zihin çocukluktan itibaren koşullana koşullana bilinç altını ikna eder ben “değersizim”. Sevgi görebilmek için bir şeyler yapmam gerek. En son ne zaman birisine içiniz bin kere “hayır” derken bir “evet” ile teslim oldunuz? Ama sonrasında kendinize ve evet dediğiniz o kişiye yoğun öfke duydunuz?

Koşullanmış ve gözlemlenmemiş zihnimiz anında aksiyon alır, geçmişten getirdiğimiz çözümlenmemiş duyguları tekrar ederiz ve benzer olay ve döngülerden kurtulamayız. Ego acı çekmeyi sevmez. Bir durumdan hoşlanmıyorsa hemen bastırmaya, kurtulmaya çalışır. Bu yüzden “iyileşemiyoruz” ve geçmişten getirdiğimiz koşullanmaları derinleştiriyoruz. Değersizlik duygusuyla baş edemeyen ego, otomatik olarak bizi evet’e sürüklüyor. Ama anlık mutluluk ona yetmiyor, sonra başlıyor eleştirmeye. “Yine aynı şeyi yaptın.” “Ne zaman öğreneceksin?”

Travmalar günümüzde sadece büyük acı, hastalık, kayıp, istismar gibi olayları isimlendirmek için kullanılmıyor. Geçmişimizden, çocukluğumuzdan getirdiğimiz çözümlenmemiş ve ezberlenmiş duygular da travma olarak adlandırılıyor. Biz “bilinç alanı” olamadığımız her an hayatımızın başrolünde iki şey var. Ego ve travmalar.

Echkart Tolle geçmişi çözümleyebileyeceğimiz tek bir yer vardır, “şimdi” der. Geçmişteki travmaları, başarısızlık, değersizlik, eksik olma, onay almadan tam hissedememe gibi durumları çözümleyebilmek için geçmişi didik didik edip, üzerinde saatlerce düşünmemiz gerekmez der. Şimdi, şu an da bir durum ile karşılaştığımda beni rahatsız eden, tekrarladığım o durumun farkına varmam, bütün dikkatimi bende sebep olduğu duygulara vermem, “izleyen” olmam (duygudan tetiklenmeden, duyguyu etiketlemeden, üzerinde düşünmeden) sonra da her zaman yaptığımın ötesine geçebilmem mümkün mü, farklı bir tercih yapabilmem mümkün mü diye bakmam gerekir. İyileşmek, şimdi şu anda farklı bir tercihe alan açmak, bunun farkında olabilmek demektir.

Bu tekrar isteyen bir pratik. Burada duyguyu izlerken “kabul” çok önemli. Biz, mutluluğu nasıl göğsümüzde taşıyabiliyorsak, mutsuzluğu da, huzursuzluğu da rahatsızlığı da öyle taşıyabiliriz. Duyguları ve düşünceleri “iyi ve kötü” olarak etiketleyen ego’dur. Hiçbir duygu sonsuza kadar kalmak için gelmez. Hepsi gökyüzünde sürüklenen bulutlar gibi, okyanusta kabarıp sönen dalgalar gibi gelir ve giderler. “Gözlemleyen” bilinçli alan olursak akmalarına izin veririz.

Şöyle bir şey deneyebilir misiniz? Üzgün, sıkkın, endişeli, değersiz hissettiğinizde “böyle hissetmem güvenli” diyebilir misiniz? Çünkü gerçekten güvenlidir. Bastırmaya çalışmaktan, yok saymaktan çok daha güvenlidir. Bir duyguya izin vermek, alan açmak, kabul etmek anında huzur verebilir. İyileşmek için daha güzeli olamaz. Teslimiyet güzeldir. Biz her şeyle rahat edebilecek kadar esnek yaratıldık. Kendimizi üzgünken de sevebiliriz. Her halimizle, çok ama çok değerliyiz. Elde ettiğimiz mükemmel başarılar öz değerimize bir şey katamaz, büyük başarısızlıklarımızın ondan eksiltemeyeceği gibi. Başarı, başarısızlık dikkatli baktığımızda çok geçicidir, ego o yüzden tatmin için hep daha fazlasını ister. Şu an değil o tatile gidince mutlu olmak, o ödevi bitirince, o projeyi teslim edince. Deniz suyu içmek gibi. Yolculuğun her anından keyif almak, “yaşamak” çok daha derin şeyler. Kabul kapasitemizi, öz sevgimizi, öz şefkatimizi, zaten içimizde olanı hatırlamamız gerek.

Bilinci derinlere gömünce, “gözlemleyen” olmayı unutursak, düşünceye ve duyguya dönüşürsek artık ego sazı eline alır. Bir düşünceyi tutar çekiştirir, besler büyütür, bir duygu diğerini tetikler. Yaşam enerjimiz bu yüzeydeki dalgalarla boğuşmakla tükenir. Derindeki huzur ve neşe’nin üzerini örteriz.

Bazı arkadaşlar bana kızmasınlar, yazıldığı kadar kolay olmadığını biliyorum. Ama her gün pratik yapıyorum. İnsanız, her şey mümkün. Başaramadığımda kendimle çok yumuşak konuşuyorum artık. Direnen parçalarıma zaman veriyorum. Başaran tarafımı takdir ediyorum. İç sesim günden güne netleşiyor, eskiden onu duymakta çok zorlanırdım. Şimdi içimdeki o ses bana “çok iyi gidiyorsun, doğru yoldasın” diyor.

Herkese güzel bir gün diliyorum. Unutmayın, hayatın akışında her şey kabul.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s