Yalnız çıkılan bir yolculuk

İlk önceleri “çok tesadüf eseri” olarak tanımladığım bir şekilde bir kitap geçmişti elime. Kitapta kendimize çok yabancı olduğumuzdan, kimsenin durup ruhunu dinlemediğinden, bebeklikten itibaren, kültür ve toplum bize neyi normalleştirip verdiyse bir mühür gibi onu taşıdığımızdan ve hayatımızın yüzde yüzünü bu mührün sihirli bir kutu gibi tekrar tekrar açılmasıyla kendimizin bilinçsizce yarattığından bahseden bir kitap.

İnsanın kendine yabancı olması nedir? Ruhumuzu neden dinlemiyoruz ya da dinleyemiyoruz diye biri sorsa, ne cevap verirdiniz?

Biz kafamızın içindeki tüm gün analiz yapan, yorumlayan, eleştiren, beğenmeyen o ses miyiz?

Dış görüntümüz müyüz?

Okulda, iş yerinde hayatta elde ettiğimiz başarılarımız mıyız?

Yoksa hepsinden biraz koyunca mı elde ediyoruz doğru “ben”i?

Ruhumuzun inceliklerini yalnızca hediye seçerken ya da kombin yaparken doğru renkleri bir araya getirdiğimizde mi görüp kendimizi ve ruhumuzu takdir ediyoruz sadece?

3 yıl önce o kitabı okuduğumda etkilenmiştim. Okuduklarım saçma gelmedi,hatta hatırlıyorum içimdeki ormanda birkaç yaprak kıpırdadı, havalandı ama sessizce süzülüp yere düşmelerine ve kış uykusuna devam etmelerine izin verdim. Ağaçlarımda çiçek açmadı, meyve vermediler. Bazen bir şeyler okuruz – anladığımızı zannederiz – ama harekete geçemeyiz. Ki çoğu zaman problemi anlamak, onu çözmeye yetmez.

İçimde havalandığını söylediğim o yapraklar bana yönlendirmeli bir meditasyon uygulaması edindirdiler. Ücretli bir uygulamaydı ve ben internetten meditasyonun bilimsel olarak kanıtlanmış faydalarını da okuduktan sonra tamam deyip uygulamayı edinmeye karar vermiştim. Birkaç kez uyguladıktan sonra da arkadaşlarıma çok iyi bir şey yaptım, artık meditasyon yapıyorum her gün en az 10 dakimamı vereceğim ve beynimi dönüştüreceğim demiştim.

Ama şimdi bakıyorum da o zamanlar ben;  kafamın içindeki hiç susmayan o “koşullandırılmış zihni”, “gerçek ben” zannedip onun hipnozu altında sadece şikayet etmişim. Çok yorgunum, vaktim yok, haftasonları bile çalışıyorum. Konsantre olamıyorum. Yarın yaparım. Akşam yaparım. Bu şekilde bu uygulama telefonumda iki yıl ara sıra kullanılmak üzere açıldı. Asla üç gün üst üste olmak üzere değil.

Sonra benim düzenli olarak meditasyona oturmama engel başka bir şey daha vardı. Meditasyonun kendisi. Yukarıda da bahsettiğim gibi yönlendirmeli bir uygulamaydı ve bazı sorular soruyordu oradaki ses size. Hoşunuza gitmeyecek türde. Birkaç cümle duyuyordunuz ki tüyleriniz diken diken oluyordu. Koşullandırılmış zihin ya da ego hoşuna gitmeyen gerçeklerle yüzleşmek istemez. Tehdit olarak algılar onu ve hemen yok etmeye çalışır.

Gel zaman git zaman, 2019’un zorlayıcı yaz aylarında, bir takım zorluklarla uğraşırken elim yine gitti bu uygulamaya. Oturdum. Nefeslerimi izlerken öyle bir an geldi ki teslim oluşuma şahit oldum kendi öz varlığıma. Doğuştan bahşedilen nefesin beni nasıl böyle sakinleştirebildiğini anlamaya çalışırken, uygulamanın içindeki o rahatsız edici sorulara zihnimden değil, içimde bir yerlerden cevaplar belirdiğine tanık oldum. Nefesimi izlerken iki düşünce arası boşukta özgürleştiğimi, bedenimin gevşediğini, tatlı tatlı dinlendiğimi ve daha da güzeli kalbimdeki sesleri duyabildiğimi fark ettim.

Şunu da söylemem lazım ki, zihin her zaman sessizce kalbin konuşmasını beklemiyor. O her an tetikte, düşünceyi, yargıyı, eleştiriyi fırlatıveriyor sana. Kabul etmek üzerine meditasyon yaparken dirençlerin gelip çöküveriyor omuzlarına, boğazına bir rahatsızlık düğümleniyor, çok rahatsız hissediyorsun. Ama her gün meditasyona oturduğunda anlıyorsun o kitaplarda geçen “kendine yabancı olmak” ne demekmiş. Iç dünyanı tanımaya başladıkça, dirençlerin, yargıların, inançların ve düşüncelerin önünde açılırken sana ait olmayanları temizleme, kendini bulma fırsatı geçiyor eline.

Fark etmek özgürleşmemin ilk adımıdır.

Hayatın içinde dengede olmak, merkezlenmek, doğru kararları verebilmek için ihtiyacımız olan şeyleri vaadediyor meditasyon bize.

Farkındalıkla anda olmayı, olanı olduğu gibi kucaklamayı, yargılamadan, degiştirmeye çalışmadan gözlemleyebilmeyi – gözlemci olmayı – akışta olmayı öğrenmeye cesaret edebilir misiniz? Hayatınızda buna yer açabilir misiniz?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s